READING

Siz ne gördünüz ki? Neye üzülüyorsunuz?

Siz ne gördünüz ki? Neye üzülüyorsunuz?

Merhaba sevgili okur,

Göç eden hayatlar durağında bugün Mediha Teyze’nin Ayazağa’daki evine misafir oluyoruz. Mediha teyze nefis kıymalı böreği, leziz pastası ve ocaktaki sıcacık çayıyla bizi bekliyordu. Evin kapısı açılır açılmaz kucağımıza atlayan Julia da tüm misafirperverliğiyle dört döndü etrafımızda. Julia bize biraz alıştıktan sonra başladık sohbete. Mediha Teyze “önce karnınızı doyurun” diye ısrar etti.  “Önce hikayenizi dinlesek, sabırsızlanıyoruz” dediysek de bu teklifimizin kabul edilmediğini önümüze çaylarımız, pasta ve böreklerimiz geldiğinde fark ettik. Böylece aslında hep duyduğumuz ve bildiğimiz Türk misafirperverliğini de tekrar görmüş olduk.

Mediha Teyze’nin, annesi Şevkiye Hanım ve babası Salih Bey’den duyduklarını anlatmaya başlamasıyla birlikte bizi derinden etkileyen bir hikayesi olduğunu öğrendik. Mübadelenin ne kadar zor olduğuna, ailelerin ayrılmasına nasıl sebep olduğuna bir kez daha tanık olduk.

Hüzünlü hikayesini bizlerle paylaşmadan önce Mediha Teyze’den kendisini ve ailesini anlatmasını rica ediyoruz.

“Dedemin adı Emin, anneannemin adı ise Şaziye, Yunanistan’da Selanik’de doğmuş annem. Başka çocukları olmaması için komşularından aldığı yanlış tavsiyeler üzerine anneannem 1 haftalık lohusayken kanamadan ölmüş. Dedem çok zenginmiş. Bir tren boyu kadar zeytinlikleri varmış. Dadı tutmuş, sütanne tutmuş. Annemi onlar büyütmüşler. Yunanca ve Fransızca konuşurdu, çok bilgiliydi. 5 kardeşlermiş: Mihriban, Mihriver, İsmet ve Lütfü. Lütfü dayım savaş çıkınca askere gitmiş, kendisinden bir daha haber alınamamış.”

Herkes bir tarafa dağılıyor.

“Annem Selanik’te Şevki Bey ile evlenmiş. Bir kız çocukları olmuş. Ama zor zamanlar tabii. Hastalıkla var. Bebek 1,5 yaşlarındayken ölmüş. Cenazeyi evden çıkartırlarken bütün Yunan askerlerinin selam durduğunu söylerdi annem. Sonra Melek ablam dünyaya gelmiş. Fakat o ara korkunç bir savaş çıkmış, Balkan harbi. Annemin ailesindeki herkes savaşa gitmiş, kimseden haber alamamış annem. Annem kocasının askere gitmesini istememiş, hatta yalvarmış. Bebekleri var çünkü. Ama mecburen askere almışlar. Herkes bir tarafa dağılmış”

“Annem çalışmak zorunda kalmış ablama bakabilmek için. Bir atölyede terzi olarak işe başlamış. Eve gelirken ekmeğini pardösüsünün altına gizlermiş. Çünkü insanlar aç. Annem bir yandan çalışıyormuş, bir yandan da hasta babasına bakıyormuş. Bir ay sonra babası vefat etmiş ve annem yine yalnız kalmış.”

Mediha Teyze, daha sonra mübadele günü yaşanılanları anlatmaya başlıyor.

“Sırplar süngüleri  yukarıdayken içeri giriyorlar, bizim askerler süngüler aşağıda çıkıyorlar. Annemleri ve herkesi topluyorlar. Önce Edirne’ye götürüyorlar. Daha sonra oradan alıyorlar, İstanbul’a getiriyorlar. Çok zor yolculukları olmuş. Vapurlarda, kamaralara kadar sular gelmiş. ‘Öldük öldük dirildik’ derdi annem. Orada dedemin mallarına karşılık burada Beyoğlu’nda 5 katlı apartman veriliyor ama bu dedemin mallarının 4‘te 1’i. Apartmanı satıyorlar, paylaşıyorlar. Diğer kardeşleri de daha ortada yok, sonradan çıkıyor onlar. Hatta kardeşlerini Feriköy’de buluyor.”

“O zamanlar Melek ablam 10 aylık. Annem Şişli’de ütücülüğe gidiyor ona bakabilmek için. Açlık, fakirlik. Bebeğinin bezini yıkıyor. Sadece 1 tane yedek bez var. Hemen kurusun diye ıslak bezin üzerine yatıyor. İşe giderken de çocuğunu komşusu Yaşar hanıma bırakıyor. Bir gün Yaşar Hanım diyor ki; ‘Şevkiye Hanım bir alt sokağımızda Salih Efendi var. O da senin gibi Selanikli, seni onunla evlendirelim. Sen çok sıkıntı çekiyorsun.” Annem de hep kocası Şevki Beyi bekliyormuş gelecek diye ama ne yapsın? Mecbur. Evleniyor.”

 “Babam kurşuna dizilmekten kıl payı kurtuluyor”

“Benim babam Salih Bey 9 sene savaşta askerlik yapmış. 16 asker esir düşmüşler. Bütün askerleri kapalı bir yerde tutuyorlarmış. Gözlerine bir damla damlatıyorlarmış ortalığı göremesinler ve kaçmasınlar diye. Hepsini sıralamışlar bir gün. Gözlerini de bağlamışlar. Birisi geliyor o sırada atla. Yetişiyor ve komutanın kulağına bir şeyler söylüyor. Hemen çözüyorlar babamların ellerini. Serbest bırakıyorlar.”

Babası Salih Bey’in savaştan döndükten sonra neler yaşadığını bizlerle paylaşıyor Mediha Teyze.

“Kemerburgaz 500 haneli bir köy. Babam savaştan dönünce Kemerburgaz’da ne iş yapabilir ki? Orada onların halleri vakitleri iyiymiş. Buraya gelince iş yok tabii. Vatmanlık yapmaya başlıyor. Oradan ekmek parasını kazanıyor. Rumlar buradan çekilince annemlere iskân hakkı olarak iki tarla, iki ev verilmişti. O tarlaları çalıştırıyorlar. Aldıkları parayla da bir kıraathane açıyor babam köy meydanında. Küçük bir fırın, arkada da atları bağlamak için ahır yer alıyor. Bu şekilde yaşamlarına devam ediyorlar. Annem de kahvede çalışırdı, babama yardım ederdi.”

Şevki Bey yıllarca savaşta askerlik yaptığı sırada mübadele oluyor ve Şevkiye Hanım10 aylık kızı Melek ile İstanbul’a geliyor. Bir gün, yıllarca Şevki Bey’den haber alamayan Şevkiye Hanımların kahvesinin kapısında tanıdık bir yüz beliriyor…

“Günler, aylar geçmiş, kocasından ses yok. Annemin de canına tak etmiş artık, peki demiş. Yaşar Hanım, annemle babam Salih Efendi’yi tanıştırmış. Annemle babam evlenmişler. İkisi de Selanikli. 15 gün sonra annemin kocası yani ablamın babası Şevki Bey çıkıp gelmiş. Yaşar Hanım anneme ‘Şevkiye Hanım sana bir şey söyleyeceğim’ demiş telaşla. Kocası aramış, sormuş ve annemi bulmuş. Yaşar Hanım ‘15 gün önce evlendi. Ben evlendirdim, çok zor durumdaydı, açlardı’ demiş. Eski kocası ‘Ben ne yapayım? Haklı ama ben kızımı görmek istiyorum en azından’ demiş. O zamanlar ablam üç yaşlarında. Yaşar Hanım anneme demiş ki; ‘Kocan kızını görmek istiyor.’ Annem de eşine sorması gerektiğini söylemiş. Babam çok anlayışlı bir insandı. “Hakkıdır, evladıdır. Bak 15 gün oldu evlendik ama sen kocana dönmek istersen, gidebilirsin. Çocuğun var.’ demiş. Annem de ‘ben ikinci bir yüz gördüm, dönmem’ diye cevap vermiş.” Belki de hayatının en zor günlerinden birini yaşamış annem. Çocuğunu süslemiş, giydirmiş. Saçlarını örüp kurdeleler takmış. Salih Efendi gelip evden almış Melek ablamı ve kahvede bekleyen Şevki Bey’e götürmüş. O gün akşama kadar çocuğuyla dolaşmış Şevki Bey. Ondan sonra Yaşar Hanım’a teslim etmiş çocuğu. Yaşar Hanım’a ‘Konuştunuz mu, Şevkiye ne düşünüyor?’ diye sormuş. Yaşar Hanım da ‘Bırakamıyor, olmuyor” demiş. Şevki Bey, arkası dönmüş ve uzaklaşmış. Gidiş o gidiş. Bir daha kimse görmemiş. Melek ablam 60 yaşından sonra babasını aramaya kalktı. Gazetelere ilan verdi. Ama bulamadı. Belki öldü belki yaşıyor bilmiyorum.”

Siz ne gördünüz ki? Ne yaşadınız ki? Üzüldüğünüz şeylere bak.

“97 yaşında öldü annem. Çok acılar çekmiş. Biz bazen gereksiz şeylere üzülürdük, annem gülerdi. ‘Hay Allah’ım, siz ne gördünüz evladım? Savaş gördünüz mü? Biz savaş yaşadık. Siz ne gördünüz ki, neye üzülüyorsunuz?’ derdi.

 Belki de o Atatürk’tü

“Savaş çıkmadan önce annem derdi ki 15-16 yaşlarında karga kovalayan bir çocuk vardı Zübeyde Hanımların bahçesinde.  Belki de Atatürk’tü o. Tabii annem ne bilsin onun Atatürk olduğunu. Evlerinin aralarında 200 metre varmış. Bütün evler cumbalıymış. Geniş terası varmış annemlerin evinin. Elektrikler yok o zamanlar, sokaklarda meşaleler yanarmış. Islahhane Caddesi geniş bir caddeymiş. ‘Komşuyduk Zübeyde Hanım ile’ derdi annem.”

 

Düşmanlar bizi öldürecek diye ağlamaya başladım.

“Altı yaşındaydım. İlkokula gidiyordum. Tam sınıfa girerken baktım öğretmen kapıda ağlıyor. Ne oldu öğretmenim dedim. ‘Atatürk öldü’ deyince ben merdivene oturdum. Düşmanlar bizi öldürecek diye ağlamaya başladım.”

“Ben Selaniklileri yüz hatlarından tanırım.”

“Altı aylık hamileydim, pikniğe gittik. Eşim Nestle’de çalışıyordu. Fabrika çalışanları hep birlikte Silivri tarafına pikniğe gittik. ‘Aa dediler. Makbule Hanım geliyor.’ Atatürk’ün kardeşi.  Okuldan üç tane dilsiz çocuk almış. Onlara o bakacakmış. Biz tabii hepimiz koştuk. Ben daha yukarıda, tepede duruyordum. Şöyle bir bakındı Makbule Hanım. Bana dedi ki ‘Siz bir gelir misiniz?’ Gittim. ‘Siz Selanikli misiniz?’ dedi. ‘Siz nasıl tanıyabildiniz ki beni?’ diye sordum. ‘Ben Selaniklileri yüz hatlarından tanırım’ dedi. Yüz hattımdan tanımış. Yanaklarımı sevdi ‘Allah tamamını erdirsin kızım’ dedi. Bindi arabasına gitti.”

Mediha Teyze’nin hikayelerini dinledikçe onunla birlikte biz de hüzünlendik. Kendisine muhteşem misafirperverliğinden ve bizimle paylaştığı hayat hikayesinden dolayı teşekkür ediyoruz. Birçok hayat dersi edindiğimiz bu sohbetten sonra, önümüzdeki hafta dinleyeceğimiz hayat hikayelerinin heyecanıyla oradan ayrılıyoruz.

 


E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

INSTAGRAM
BİZİ TAKİP EDİN
Please Add Widget from here