READING

Çay, kahve parasına tarlalar gitmiş

Çay, kahve parasına tarlalar gitmiş

 Kemerburgaz’ın merkezine doğru yürümeye başlıyoruz. Köyde tesadüfen Mis Köfte’nin önünden geçerken, orada çalışan Ali başlıyor bizimle sohbete. Babaannesinin de mübadil olduğunu söylüyor. “Hadi sizi tanıştırayım” diyor. Kendimizi, Pirgos’un eski ama geniş sokaklarında yürürken buluyoruz. Rumlardan kalan, yıkılmaya yüz tutmuş bir sürü ev görüyoruz. Sokakta oynayan çocuklar, sandalyelerini kapının önüne çıkartmış komşularıyla sohbet eden kadınlar, köy kahvesinin yolunu tutmuş yaşlı amcalar. İstanbul’un içinde ama sanki çok uzaklarda bir köydeyiz. Bizi tanımasa da selam veriyor çiçeklerini sulamaya çıkmış Türkan Hanım. Ali el sallıyor iki katlı eski evin yasemin kokan bahçesinde çay içen arkadaşına. Patika yolun en sonunda pembe bir ev karşılıyor bizi. Kapısı açık. Tıpkı gelecek her misafiri karşılamaya hazır gibi…

Bütün mübadillerin yaptığı gibi, Servet Teyze de Atatürk ile başlıyor konuşmasına

“Bizimkileri de Atatürk getirmiş. Dedemler Selanikli. Savaş zamanı kadınların kocaları ölmüş, erkek nüfus azalmış. Dedem de 3 kadın almış. Amacı bu kadınları korumakmış aslında. Hep birlikte İstanbul’a gelmişler.”

Denize çok insan atmışlar

“Yolda çok zorluk çekmişler. Gemiyle gelmişler. Gülcemal. Bir sürü insan ölmüş. Ölenleri vapurdan atmışlar. Gömmek falan yok, direk denize atmışlar. Günlerce gemiler gelememiş. Selanik’te çok beklemişler. Sonra İstanbul’a gelmişler. Önce Petnahor’a yerleşmişler. Sonra da Pirgos’a yani Kemerburgaz’a.”

Kahve, çay parasına tarlalar gitmiş

“Atatürk herkese bahçe vermiş. Yer vermiş. O kadar çok yerlerimiz varmış ki. Ama zamanında ucuza sattılar babamlar. Çay, kahve parasına tarlalar gitti. Parası yok ne yapsın tarlayı satacak ki evde bekleyen çocuklarına yemek getirsin. Annem hem tarlada çalışırdı, hem de evde bize bakardı. Büyüyünce biz de bahçe yapmaya başladık. Ben evlendim. Kızım oldu. Kızımı bahçede büyüttüm, bırakacak kimsem yoktu. 40 yaşında şimdi. Geçim derdi, bahçeden gelen para yetmiyordu. “Servet biz ne yapacağız? Kiramız yok ama yemek paramız da yok” dedi kocam. Ondan sonra ben hem kendi bahçemizde, hem de arkadaşımın bahçesinde çalışmaya başladım. Fasulye çapaladım, patlıcan ektim, tarla sürdüm. Ama gençtim tabii. Şimdi ayağım kırıldı, yapamam. Çok çektim son 3 sene, hala da zorluk çekiyorum. Ama sağ olsunlar evlatlarım var. Tek başıma yaşıyorum burada ama çocuklarım da Kemerburgaz’da, bana bakıyorlar.”

Servet Teyze’yi fazla yormadan kendisine veda ediyoruz ve Kemerburgaz’ın patika sokaklarında, orman havasını içimize çekerek yürüyoruz, yürüyoruz…


E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

INSTAGRAM
BİZİ TAKİP EDİN
Please Add Widget from here