Sefalet içinde yaşamışlar

Bugünkü göç eden hayatlar durağımızda Birol Bey’in konuğu oluyoruz. Bir önceki röportajımızda görüştüğümüz Filiz Hanım, bizleri Birol Beye yönlendiriyor. Birol Beyin de mübadil bir aileden geldiğini ve onun da bize anlatacakları olduğunu söylüyor. Biz de tutuyoruz Birol Bey’in işlettiği kasabın yolunu.

 Birol Bey bizlere geçtiğimiz haftalarda vefat eden Telat dayısından duyduklarını başlıyor anlatmaya.

 “Telat dayım vardı. Birkaç hafta önce rahmetli oldu. Onunla mübadele hakkında çok konuşuyorduk. Dayım 1923 yılında mübadeleden sonra yaşadığımız Bahçeköy’de doğan ilk bebekti. Beni çok severdi mübadele ile çok ilgilendiğim, araştırdığım soruşturduğum için. Çok da meraklıyım eski yaşanmış hikayelere. O bana anlatırdı çocukluğunu, gençliğini, babasını, ablalarını. Babası rahmetli Hasan Salimce bahsederdi mübadele ile nasıl geldiklerinden. Dedemiz, büyüğümüz Hasan Salimce’nin, bir sabah kapıları çalınmış. Oranın Rum zabitleri demiş ki ‘Hazırlanın. Türkiye’ye gidiyorsunuz.’ Dedem demiş ki ‘Nasıl gideceğiz? Bizim yerimiz yurdumuz burası. Türküz ama Türkiye’yi bilmiyoruz. Bizim bağımız bahçemiz var. Koyunlarımız, hayvanlarımız var. Borçlarımız ve alacaklarımız var. Tarlada işlerimiz var bunlar ne olacak?’ Zabitler de ‘Anlaşma var gidiyorsunuz demiş.’ Dolayısıyla yapacak bir şey yok. Karacaova’da yaşayan bütün Türkleri mübadele ile yollamışlar.”

Sefalet diz boyu

“Toplanmışlar işte at arabalarına, ne buldularsa eşyalarını hazırlamışlar. Limana kadar geliyorlar. Limanda bakıyorlar ki belli aralıklarla geminin biri gidiyor biri geliyor. Sefalet diz boyu. Zamanın şartları kötü. Hastalıklar o biçim. Hasan Salimce dedemizin söylemesine göre; gemiler yanaştığı zaman geminin bir tanesi İzmir limanına, diğer gemi Tuzla limanına, başka gemi Samsun limanına yanaşıyor. Aileler gemilere biniyorlar. Gemi dolduğu zaman kapak kapanıyor. Ailenin bir kısmı gemiye binebiliyor. Geri kalan kısmı orada kalıyor. O zamanın şartlarında haberleşme de yok.”

Aileler dağılmış

“Orada yaşadıkları zaman Hasan Salimce dedem Türkçe bilmiyormuş. Türk halkı ile nasıl anlaşıp, ailenin diğer kısmını bulacak? Bizim ailede bu durum çok olmadı ama başka aileler bunları yaşadı. Sarıyer Lozan Mübadilleri Derneği Başkanımız Hüseyin Avni Sönmez’in ailesinin bir kısmı Kütahya’ya yerleşmiş. Diğer kısmının gemisi de Yalova limanına inmiş. O zamanın şartlarında aileler dağılmış ve birbirlerini bulmaları 20-30 yıl sürmüş.”

Birol Bey Türkçe bilmeyen Hasan Salimce dedesinin Telat dayısına anlattıklarından bildiği kadarıyla, mübadele ardından bölgede yaşayan Türklerin onları kabullenmeyip dışladıklarını anlattı.

“Hasan Salimce Bahçeköy’e yerleştiği zaman, köyde yerleşik Türk halkı çok yokmuş. Onlar da bizim mübadilleri benimsememiş. O zamanın cahilliği mi diyelim, devletin bir eksikliği miydi, insanlara izah mı etmediler bilmiyorum. Ama bizim mübadilleri kabul etmemişler. ‘Dağ başından geldiler bizim yerlerimize el koydular’ diyorlarmış. Halbuki bilmiyorlar ki mübadele mal ve insan takası demek. Oradaki yerlere karşılık buradaki yerleri vermişler. Yıllarca iç içe girememişler, dışlanmışlar, hor görülmüşler. Dediğim gibi Türkçeyi de bilmiyorlar. Buradaki esnaflarla anlaşma sıkıntıları yaşamışlar. Mal alma-verme sıkıntıları yaşamışlar. Sürekli sefalet içinde yaşamışlar.”

Birol Bey bölgedeki zorluklardan bahsettikten sonra Hasan Salimce dedesinin nasıl vefat ettiğini duygulanarak bizlerle paylaştı.

“Telat dayımın anlatmasına göre eskiden muhtar-ı evvel ve muhtar-ı sani varmış. Yani muhtar ve muhtar yardımcısı demek. Hasan Salimce dedem muhtar-ı saniymiş. Kemerburgaz o zamanlarda merkezmiş. Devlet oradan erzak yardımı verirmiş. Hasan Salimce dedem o erzakları taşır, getirir, götürürmüş. Bir gün erzak taşıdığı sırada yolda rahatsızlanmış ve at arabasında hayatını kaybetmiş. Böyle bir acı durumumuz var. Büyüklerimizin anlattığı kadarıyla buraya adapte olmaları çok uzun yıllar sürmüş. Ancak 30-40 yılda alışabilmişler. Çünkü sürekli dışlanmışlar.”

Köyde hayvancılık yapan iki aile kaldı

“Burası tarım ve hayvancılık köyüydü. Ta ki 1991 yılına kadar. 1991 yılında burası belde belediyesi oldu. Belde belediyesi olduktan sonra imar çıktı ve yapılaşma başladı. Bölge 1955-1960’lı yıllarda Karadeniz’den biraz göç almış. Onunla birlikte köy biraz daha genişlemiş ama köy halkı birbirine bağlı. 1991 yılından sonra müteahhitler girince inşaatlar arttı. O yıllara kadar ileri derecede tarımcılık ve hayvancılık vardı. Herkesin bağı, bahçesi, hayvanı vardı. Eker biçerlerdi. Her kapıda hayvanlar vardı. Benim hatırladığım kadarıyla hayvanların bir başı köyün girişinde, bir başı köyün çıkışındaydı. Şu anda bu köyde hayvancılık yapan benimle birlikte iki aile var. O da şehirleşme olduğu için zor şartlar altında yapıyoruz. Bizim yerimiz ormanın kenarında biraz şehre uzak kalıyor. Binlerce hayvandan sadece 30-40 baş hayvan kaldı. Devir değişiyor.”

Birol Bey ile sohbetimiz onun mübadiller hakkında merak ettikleri, kendi yaptığı çalışmaları ve araştırmalarını anlatması ile devam ediyor.

 “Ben bu köyde yaşamış insanları çok merak ediyorum. Mübadeleden gelen insanları, bur  ada doğmuş yaşamış insanları. Onların babaları, ataları kimdi? Bunun hakkında araştırma yaptım. Bahçeköy’deki köklü ailelerin hepsini kapı kapı dolaştım. Dedim ki ‘bu insanları tanıyalım.’ Bizden sonraki nesillere bunlar kimmiş, nasıl insanlarmış aktaralım diye bir arşiv çalışması yaptım. Her ailenin evinde bulunan albümleri, siyah beyaz fotoğrafları istedik. Yaklaşık yüzde 80-90 civarı bizimle paylaştı. Biz de bunları kayıt altına aldık. Aşağı yukarı 3 bine yakın fotoğraf arşivimiz var. Sakladık, dosyaladık. Bahsettiğim Telat dayımın 1930 yılındaki çocukluk fotoğrafını, ilkokul fotoğrafını buldum. O dönemde ilkokulda okumuş çocukların fotoğrafları var onların hepsini arşivledim. Bizden sonraki nesillere aktaracağız. Benim için o arşiv bir hazine herkes faydalansın, herkes görsün istiyorum. Mesela siz, dedenizin çocukluk fotoğrafına denk geldiniz. Mutlu olmaz mısınız? Sünnet düğünlerini, 23 Nisanları nasıl yaşadıklarını gösteren fotoğraflar var. Köyde toplu sünnetler yapılırmış. Senede bir doktor gelirmiş. Köyde yetişen çocukları sünnet edermiş. Düğünleri, asker uğurlamaları da çok güzelmiş.”

Birol Bey ile olan sohbetimiz ardından kendisine çok teşekkür ediyoruz ve veda ediyoruz. Bir sonraki göç eden hayat durağımız için sabırsızlıkla Perşembe gününü bekliyoruz.


E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

INSTAGRAM
BİZİ TAKİP EDİN
Please Add Widget from here