Umudum, bunlar unutulmayacak

Her Perşembe yola çıktığımız göç eden hayatlar serüveninde bu haftaki durağımız, geçtiğimiz hafta sözleştiğimiz Zehra Filiz Güzel Yerebasmaz’ın Bahçeköy’deki eczanesi. Sarıyer Lozan Mübadilleri Derneği’nde yönetim kurulu üyesi olan Filiz Hanım büyüklerinden duyduklarını, Selanik’e yaptığı gezisi esnasında hissetlerini bizlerle paylaştı.

 

Filiz Hanım’ı ziyaret etmek için, Üsküdar Üniversitesi’nden çıktık yola. Sarıyer’in Bahçeköy semtine giderken muhteşem orman havasını içimize çekip yaşam enerjisiyle dolduk. Bahçeköy’e vardığımızda doğruca Filiz Hanım’ın eczanesinin yolunu tuttuk. Eczaneye girdiğimizde Filiz Hanım hastalarla ilgileniyordu. Kendisi bizi görünce hem sevindi hem de heyecanlandı. Bizim için hazırladığı görselleri anlatmak için oldukça sabırsızlanıyordu. Sohbetimize başlamadan önce kendisini sizler için tanıtmasını istedik.

“Merhaba. İsmim Zehra Filiz Güzel Yerebasmaz. Güzel ailesindenim. Sarıyer Lozan Mübadilleri Derneği’nde yönetim kurulu üyesiyim. Size anlatacaklarım, büyüklerimden duyduklarım. Aynı şekilde Selanik Karacaova Fuştan köyüne yaptığımız seyahatimizin sonucunda hissettiklerimize dair şeyler.”

Konuşulan dil Makedonca, Yunanca değil

“Gittiğim yer Karacaova, Kaymakçalan dağlarıydı. Dağın arka tarafı Makedonya, ön tarafı ise Yunanistan Selanik. Orada konuşulan dil Makedonca, Yunanca değil. Halen de Makedonca konuşuluyor. Biz oraya gittiğimizde büyüklerimizden duyduğumuz bir dil vardı. Eskiden ona Bulgarca derdik. Biz o dilin yazılıp çizilen bir dil değil de, yerel bir dil olduğunu zannediyorduk. Ama oraya gittiğimizde bir baktık öyle bir dil var, hala konuşuluyor. İngilizceyle diyalog kuramadık. Buradan giden büyüklerimiz onlarla çok rahat diyalog kurup konuştular. Bize anlatılan, sadece eskilerden konuşulan böyle bir dil varmış, yazılıp çizilmeyen bir dil. Belki de o zamanlar eğitim almadıkları için okuma yazma olmadığı, kağıda dökemedikleri için, böyle söylediler. Kulaktan kulağa gelen bir dildi.”

Ben buna tarihteki bildiğimiz ilk çevre hareketi diyorum

Bölgenin diline değindikten sonra Filiz Hanım bizlerle Bahçeköy’ün tarihini paylaşmaya başladı.

“Bahçeköy’ün tarihçesinden kısaca bahsedeyim. Kanuni Sultan Süleyman döneminde Belgrad seferi yapıldığında Sırp esirler Bahçeköy’e getirilmiş. Şu anki yerleşim yeri değil ama Bentler dediğimiz, su kemerlerinin daha iç kısmında olan ormanın oralarda bir köye yerleştirilmişler. Kanuni döneminde burası Belgrad köyü diye geçiyormuş. Çünkü o zamanki yer, şu an bulunduğumuz yer değil. Belgrad seferinden sonra hem Sırp esirlerin hem de Belgrad halkının buraya yerleşmesinden ötürü Belgrad köyü ve Belgrad ormanı denmiş. Bu yerleşim yeri, su bendini kirletmeye başlamış. Daha sonra köy oradan bugünkü yere yerleşmiş. Ben buna tarihteki bildiğimiz ilk çevre hareketi diyorum. Bugünkü yer de güzel. Çiçekli bağlar, bahçeler, meyve ağaçlarının olduğu bir yer. Sonra Bahçeköy denmiş buraya.”

 İlk başta buraya uyum sağlamak istememişler

“Karacaova, Selanik’te Kaymakçalan dağlarının altındaki ovadır. Oradaki Fuştan köyünde yaşayan Türkler, Bahçeköy’e yerleştiriliyor. Buradan da Rumlar, oraya gidiyor. Giden Rum popülasyonu çok daha fazla, gelen Türk popülasyonu ise daha az. Tabii orada varlık içerisinde yaşayan eğitimli bir kesim de var. Diyorlar ki ‘şu kadar arazi, şu kadar tarla ekin ve yaşayın.’ Tabii çok büyük acılar yaşanmış. İlk başta buraya uyum sağlamak istememişler.”

 Belki de anılarını orada bırakmak istediler

“Mesela benim anneannem biz çocukken hep Makedonca konuşurmuş. Hiç Türkçe konuşmak istemezmiş. Çünkü hep bir özlem var. Geri dönme umudu var. Tabii umut bitince yapacak bir şey yok. Büyüklerimizin bize anlattıkları çok kısıtlı. Çünkü çok büyük acılar yaşadıklarını düşünüyorum. Belki de bunlar bilinsin istemediler. Belki bizler buraya daha kolay uyum sağlayalım diye anılarını orada bırakmak istediler. Biz bir dönem sadece masallarda dinledik bunları.”

“Ama şimdi de diyoruz ki keşke anlatsalarmış. Çünkü bu bir tarihi kayıp. En ince detayına kadar bilmek isterdim. Hem sizler gibi araştırmacılar, hem de birazcık özel merakımız sayesinde gün yüzüne çıkarıp kayıt altına almaya çalışıyoruz bu anıları. Bu çalışmanız da benim için çok önemli. Keşke daha fazlasını bilsek.”

Bir masal dünyası içerisindeydim

“Selanik’ten gelindiğinde bir kısım Bahçeköy’e yerleşmiş, bir kısım da Rumeli Feneri’ne, Gümüşdere’ye, Kemerburgaz’a. Kütahya’da da çok akrabalarımız var. Mesela Bilecik Küplü’ye benim annemin dayısı yerleşmiş. Tabii Türkiye genelinde pek çok mübadil var ama benim daha çok söz ettiğim Karacaova Fuştan köyünden gelenler. Sarıyer Belediyesi’nin de bize katkıları çok büyüktür. Yıllar sonra bize sağladığı araç ve seyahat imkanlarıyla, yaşlılar ve gençler ile birlikte oraları ziyarete gittik. Ben ilk ziyaretimde hiçbir şey yapamadım diyebilirim çünkü bir masal dünyası içerisindeydim. O güne kadar anlatılan ama gerçekte var olduğuna inanmadığım bir yerdeydim. Aynen anlatıldığı gibiydi. Bahçeköy’ün doğasına çok benziyor. Ortadan büyük bir dere geçiyor. Derenin iki yanında çınar ağaçları var. Ovanın biraz üzerinde ama Vodina bölgesinde. Vodina Makedoncada su demektir. Vodina: sulu şehir yani. Bir sürü şelaleler, çağlayanlar, dereler var. O kadar çok sulak bir yer ki. Dolayısıyla ovanında verdiği zenginlik tarım için çok elverişli.”

 Mezarlığın üstüne toprak örtüp, üstüne çam ormanı yapmışlar

“Bölgede tarım yapan varmış ama eğitimli bir kesim de varmış. Oraya gittiğimizde çok güzel bir coğrafyayla karşılaştık ama maalesef bizden hiçbir iz yok. Mezarlıklarımızı ziyaret etmek istedik, belki oradan bir isim buluruz diye. Mezarlığın üstüne toprak örtüp, çam ormanı yapmışlar. Ama oradakiler bizi güzel karşıladılar. ‘Uluçınar’ın arkasında cami varmış benim dedemin evi oradaymış’ diyen büyüklerimiz, dedelerinin yaşadıkları yerleri buldular. Anlatırken bile çok etkileniyorum. Düşünün ki yıllarca bir masal dinliyorsunuz ve o anda o masalın içindesiniz. Bizim ilk seyahatimiz duygulu geçti.”

 Umudum, bunlar unutulmayacak

“Geldiğimizde büyüklerimize çok şey anlattık. Unutulmaya çalışan şeyler tekrar yaşandı ama bu sefer hasret ve özlem vardı. Belki topraklara değil ama kaybettiğimiz büyüklerimize özlem vardı. Onu tekrar yaşadık. Şimdi her sene Sarıyer Belediyesi’nin katkılarıyla buradan üç otobüs mübadillerimizi oraya götürmeye gayret gösteriyoruz. Yeni nesile bir şeyler aktarmaya çalışıyoruz. Biz de bu konuda daha çok tecrübelendik ve bilgilendik. Umudum, bunlar unutulmayacak. Bunlar nesilden nesile aktarılıp gidecek.”

Bizlerle paylaştıkları sonrasında duygulanan Filiz Hanım, mübadele esnasında çok büyük acıların yaşandığını ve mübadelenin maalesef ki böyle bir yanının olduğunu söyledi ve oğlu ile yaşadığı bir anıyı paylaştı.

“Benim oğlum 7. sınıfta okuyor. Geçen sene 6. sınıfta sosyal bilgiler dersinde göç konusu vardı. ‘İnsanlar neden göç eder?’ Oğlum da diyor ki ‘Bu konuda benim anlatacak çok şeyim var. Çünkü biz göç ile gelen ailelerin çocuklarız.’ Göçün bir tanesi de mübadeledir. Zorunludur, istenerek yapılmaz. Ama bu da bir göçtür ve ‘Bu konuda anlatacak çok şeyim var diyerek’ oğlum bunu en güzel şekilde anlatmıştır. Bir gün mutlaka oğlumu da oralara götüreceğim”

Daha sonra bilgisayarındaki arşivini bizimle paylaşan Filiz Hanım, aslında Fuştane’nin büyük bir yer olduğunu ve orada yaşayan insanların kendilerine çok sıcak davrandığını sözlerine ekledi. Oraya giderken lokum ve kahve götürdüklerini; oradaki halkın ise onlara hurma ile birlikte, kendi el yapımı likörlerini zarif bardaklarına koyarak ikram ettiklerinden bahsetti. Konuşmamız boyunca Türk-Yunan dostluğunun altını çizdi.

Filiz Hanım’a hoş sohbetinden ve bizimle paylaştıklarından dolayı teşekkür edip bir sonraki göç eden hayat durağımız için yola koyuluyoruz.


E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

INSTAGRAM
BİZİ TAKİP EDİN
Please Add Widget from here