READING

Sanki annem ve babam canlanmış gibi ağladım

Sanki annem ve babam canlanmış gibi ağladım

Kemerburgaz’ı karış karış gezmeye devam ediyoruz. Lozan Mübadelesi sonrası insanların birçoğunun buraya neden yerleştiği o kadar belli ki. Tertemiz havası, güzel insanları, misafirperverliği ile Kemerburgaz sanki bizim yıllardır yaşadığımız küçük bir mahalle. Köyün patika yollarında yürürken herkes sanki bizi tanırmışçasına selam veriyor. Köy meydanına geldiğimizde ilk yaptığımız şey Rumeli Dondurmacısı’nda dondurma yemek oluyor. Salih Efendi’ye selam veriyoruz. Bize turşu ikram etmek istiyor. “Haftaya” diyoruz. “Hem sizin de hikayenizi dinlemiş oluruz”. Köyün berberinde çalışan mavi gözlü genç hemen soruyor: “Çekime mi geldiniz abla?”. “Evet” diyoruz. “Haftalardır geliyoruz”. “Biliyorum” diyor. “Köyde herkes tanıyor sizi”. Sonra ara sokaklarda gezmeye başlıyoruz. Yasemin kokusu sarmış etrafı. Balkonlardan sardunyalar sarkıyor. Kapılarının önlerini süpüren teyzeler hemen soruyor: “Kimi arıyorsunuz?”. Geçtiğimiz haftalarda hikayesini dinlediğimiz Mediha Teyze, çocukluk arkadaşı Münevver’den bahsetmişti. “Onun ailesi de mübadildir. Gidin bulun, benden de çok selam götürün” demişti. “Münevver Hanım’ı arıyoruz” diyoruz. “Sağlık ocağının oradaymış evi” . Hemen gösteriyorlar. Yaseminin hanımeline karışmış kokusu, güneş ile gölgenin aynı sokaktaki kardeşliği ve kocaman gökyüzünde süzülen kuşların sesleri arasında, adımlarımız bizi rengarenk bir eve götürüyor. O kadar çok çiçek var ki. İşte o zaman anlıyoruz Münevver Teyze’nin ruhunun bu kadar genç olduğunu. Zile basıyoruz. Kapıyı açan olmuyor. Israrla kapıyı çalmaya devam ediyoruz. En sonunda Münevver Teyze nefes nefese geliyor. Namazda olduğunu ve kapıyı açamadığınız söylüyor. “Bizi çocukluk arkadaşınız Mediha Teyze gönderdi. Sizi çok özlediğini söyledi ve selamlarını gönderdi” diyoruz. Gözleri dolu dolu oluyor. Hepimize tek tek sarılıyor ve “Mediha ile konuşturun beni” diyor. Hemen arıyoruz Mediha Teyze’yi ve iki çocukluk arkadaşının yıllar sonra yeniden buluşmalarına şahit oluyoruz. Birbirlerine söz veriyorlar en kısa zamanda görüşmek üzere. Biz de artık başlıyoruz sohbetimize.

Kendisinden ilk olarak bize Selanik’i anlatmasını istiyoruz.

“Bak güzel evladım. Annemle babam yeni evliyken yani 1923’de buraya gelmişler. Atatürk mübadelede Yunanistan’daki Türkleri buraya, buradaki Yunanları Selanik’e yollamış. Ben gittim gördüm oraları. Babam Kocacık’lı. Atatürk’ün ailesiyle ile babam komşu Kocacık’ta. Oradan Selanik’e taşınmışlar. Atatürk’ün babası Ali Rıza Efendi ve halamın kocası gümrük memuruymuş. Babamlar Drama’da peynir dükkanı açınca orada evlenmişler. Annem yeni gelinken buraya gelmişler. Dedem çok zenginmiş. Savaş zamanı çok eziyet çekmiş. Esir düşmüş. Ceviz ağacına bağlayıp dövmüşler. Dedem iki gün dayanabilmiş maalesef ölmüş.  Babam ise 52 yaşında öldü. Ömrü boyunca harplerdeydi. Trablusgarp’ta bile Atatürk ile birlikte savaşmış. Atatürk o zaman talebeymiş. Oradan gelmişler Çanakkale’de mucize bir kurtuluş yaşamışlar. Büyük dayım savaşta ölmüş. Küçük dayım 17 yaşına gelince Çanakkale’ye gönüllü gitmiş. Bir daha da gelmemiş. Anneannem çok beklemiş evladının yolunu. Belki bir gün çıkar gelir diye. Ama olmamış”.

Münevver Teyze’nin ailesinin yaşadıkları bizleri derinden üzüyor. Bir kez daha görüyoruz ki ülkemizin varlığını şehitlerimize borçluyuz ve onların hakkını hiçbir şekilde ödeyemeyiz. Münevver Teyze aracılığıyla ülkemiz için, bizler için canlarını ortaya koyan başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere tüm şehitlerimizi saygıyla anıyoruz.

Gittim, gördüm Selanik çok güzel bir yer

“Benim babamların peynirci dükkanı varmış. Bütün köylerden süt getiriyorlarmış ve peynir yapıyorlarmış. Dedemlerin de arazileri varmış. Tarım işçileri tutup işletiyorlarmış. Cevizler, bağlar, bahçeler…  Zaten Drama sırf bağ. Ben gittim, gezdim baktım oralara. Selanik çok güzel bir yer. Karacaova’da da kirazlar, kayısılar var. Çok güzel toprağı var Yunanistan’ın. Apartmanlar yok orada, en fazla dört kat. İskeçe’ye gittik. Drama’dan İskeçe’ye kadar 3-5 saat yol var ve her yer orman. Hava mis gibi, orada kanser falan olunmaz.”

Münevver Teyze tarlalardan, bahçelerden bahsederken o kadar mutlu oluyor ki, bu doğa sevgisinin nereden geldiğini hemen anlıyoruz.

Bereket vardı o zamanlar..

“Selanik benim için çok güzel, asla değişilmez bir yer. Bakkalcılık da yaptılar burada bizimkiler. Sonra peynir, kaşar, zeytin falan satıyorlardı. Babam bir sürü hayvan almış zamanında, 11 kişi çalıştırıyordu. 30-40 tane inek, 500 tane koyun vardı. Annem de bu işçilere hep börek çörek yapardı. Bereket vardı o zamanlar. Benim ikinci ablam çok okumuş. Kandilli Lisesi ilk açıldığında ablamın evrakları hazırdı ama kız okumaz dediler, yırtıp sobaya attılar göndermediler.”

“Ben Selanik’e gitmeseydim ölürdüm. Turlar düzenlendi buradan gittik. Bir hafta kaldık. Koskoca Selanik’te beş tane dolmuş vardı, bomboştu. Selanik’in havası bile bambaşka, hep ağladım. Her yeri gezdim. Sanki annem ve babam canlanmış gibi ağladım. Yunanistan’dan da buraya ziyarete geliyorlar. Yunanistanlılar buraya gelince bana geliyorlar, ”mamam burada yatıyor mamam” diyorlar. Toprak alıyorlar benim bahçemden. Bahçede yerlere yatıyorlar. Benim evin burası o zamanlar mezarlıkmış. Çok kemikler, kafalar çıktı zamanında bahçeden. Hepsini toplayıp üniversiteye götürdüler. Geliyorlar 2-3 senede bir burada ağlıyorlar bağırıyorlar. Haklıdırlar ne yapsınlar.”

Mübadele ile insanlar eşyalarını, mallarını, mülklerini hatta ölülerini bırakmışlar. Bunun ne kadar acı bir durum olduğunu sadece yaşayan kişiler bilir. Evet, bizler onlara üzülüyoruz. Elimizden geldiğince de yardım etmek istiyoruz ama umuyoruz ki acıları paylaşmak, bir nebze de olsa onların içlerini rahatlatıyor ve onları mutlu ediyordur. Gelecek hafta bir başka hikayede görüşmek üzere.


E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

INSTAGRAM
BİZİ TAKİP EDİN
Please Add Widget from here