READING

350 hane, ekili bahçelerini bırakıp gitmişler

350 hane, ekili bahçelerini bırakıp gitmişler

Merhaba sevgili okur,

Kısa bir aradan sonra yeni içeriklerimiz ile tekrar sizlerleyiz. Tabiri caizse kısa bir sezon finaline girmiştik. Yeni hikayelerimizi sizlerle paylaşmak için sabırsızlanıyoruz. Mevsimler geçiyor. Yaz aylarını artık geride bıraktık. Sonbaharın ile ayına girdik: Eylül… Alpay’ın müthiş sesiyle söylediği “Eylül’de Gel” şarkısını dikkate aldık ve Eylül ayını bitirmeden sizlerle buluştuk. Üsküdar’dan Kemerburgaz’a yolları aştık. Ağaçlar dökmeye başlamışlar yapraklarını. Çimenler sararmış. Renkleri solmaya başlamış o güzel çiçeklerin. Biz ise karış karış gezemeye başladık tekrar Kemerburgaz’ı.

Çayının yudumlayan Kenan Amca’ya rastladık. Önce halini hatrını sorup ardından kendimizi tanıttık. Meğer farkında olmadan ailesi mübadil olan birine denk gelmişiz. Kenan Amca başladı bildiklerini bizlerle paylaşmaya.

Atatürk demiş ki “nereyi beğenirseniz Türkiye’de oraya yerleşin”

“O zaman dedeler Selanik’ten Tekirdağ Şarköy ilçesi Tepeköyü’ne gelmişler. Dedelerimin orada un değirmenleri varmış. Eski un değirmenleri su ile dönüyormuş. Her köyün sözü geçen bir başı varmış o zamanlar. Atatürk demiş ki “nereyi beğenirseniz Türkiye’de oraya yerleşin, ikametinizi oraya yapayım”. Onlar dönüp dolaşıp Şarköy’e gelmişler.  Şarköy de sahildir. Bizim köyümüz daha yukarıda, Tepeköy diyorlar. Rumların zamanındaki ismi Sterne. İsminden de belli tepede, yüksekte bir yer. Dönüyorlar dolaşıyorlar o köyü beğeniyorlar.”

Kenan Amca’ya neden Şarköyü beğendiklerini soruyoruz

“Memleketileri Selanik’teki gibi un değirmenleri, su değirmenleri varmış. Kendi köylerine benzetmişler. O yüzden beğeniyorlar. “Burası bize yarar” demişler, orada kalmışlar. Ben de Şarköy’de doğdum, sonra Kemerburgaz’a geldik. Zaman içerisinde çoluk çocuk baktık Kemerburgaz’da geçim şartları daha iyi. Babam inşaat ustası. Burada çalışma imkanı da vardı.”

Kenan amcayla sohbet ederken yan masadan Faruk Amca kalkıp yanımıza geliyor. Bizlere selam veriyor. Sohbetimize dahil olmak istediğini, kendisinin de bizimle paylaşabileceği şeyler olduğunu söylüyor. 

“Babamlar önce Gümüşsuyu’na, sonra Kemerburgaz’a gelmişler. Odun taşıyorlarmış İstanbul’a getirip para kazanıyorlarmış. Babam “burada Rumlar oturuyorurdu, Rum köyüydü buralar’ diye söylerdi. Burası 350 hane bir yerdi. Hepsi gitmişler. Ekili bahçelerini bırakmışlar. Sorduğunda ‘Selanikliyim’ derdi babam.”

Kemerburgaz’a yaptığımız her ziyarette bizlere Belgrad ormanının adının neden Belgrad  olduğunu anlatıyorlar. Herkesten farklı bir hikaye duyarken bir de Faruk Amca’dan dinleyelim bu hikayeyi

“İstanbulun içme suları buradan geçer. Akarak Sultanahmet’e gider. Belgrad ormanına niçin Belgrad denmiş size onu anlatayım. Belgrad’tan işci getirilmiş buraya ve onlara bir köy kurulmuş. İşçilerin çoğu veba hastalığına yakalanmış. Ondan sonra oradaki Rum köyünü kaldırmışlar. Belgrad’tan gelen işciler çalıştığı için bu ismi onlar koymuş. Ormanın içinden ağaçları kesmişler, İngiltere’ye göndermişler. Buranın meşesi dünyanın hiçbir yerinde olmayan bir meşe, renkli meşedir.”

Faruk Amcayı tekrar asıl konumuz mübadeleyi hatırlatıyoruz. Ailesinin neden buraya yerleştiğini soruyoruz. Kendiside küçükken babasına bu soruyu sorarmış.

“Babama çok sordum ben de, “burada niye kaldın” diye. Sarıyer’de sahil kenarında 20 tane ev var. Emirgan’da falan otursaydın da balık tutsaydın dedim ama babam ‘küllü ekmek yedirmedim size, yedirmem’ derdi. Çok güzel bir köydü burası.”

Faruk Amcayla olan sohbetimiz burada son buluyor. Yeni hikayeler dinlemek ve bunları sizlerle paylaşmak için bir sonraki haftayı sabırsızlıkla bekliyor olacağız.


E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

INSTAGRAM
BİZİ TAKİP EDİN
Please Add Widget from here