READING

Her şeyin turşusu kurulur, insanın hariç

Her şeyin turşusu kurulur, insanın hariç

 

 Bugünkü Kemerburgaz maceramıza 68 yıllık tarihi ve babasından yadigar kalan turşucu dükkanını işleten, Halit Demir ile başlıyoruz. Demir’in ailesi de Lozan Mübadelesi sonrası Kemerburgaz’a yerleşen ailelerden. Önceleri bakkal işleten daha sonra ise Kemerburgaz’ın bereketli olan toprakları ve verimli su kaynağı ile turşuculuk yapmaya başlayan Halit Abi’nin babası Hacı Salih Demir, çocuklarına altın bir bilezik bırakmış. Şimdi kendi hikayelerini Halit Abi’den dinliyoruz.

“Babam buraya geldiğinde 8 yaşındaymış. Hayal meyal hatırlıyor. Gemiyle geliyorlar. Sadece bizimkiler değil tabii, oradaki Selanikli Türkler gemiye binip geliyorlar.  Bizimkilere Şişli’de apartman vermişler. Anne baba sağmış. Tek kardeş, başka yok.  Kemerburgaz’a geliyorlar. Oradaki tapularını evraklarını alıp geliyorlar. Senin  eğer 15 dönüm yerin varsa, burada da 15 dönüm yer alıyorsun. Evin de varsa, burada da ev alıyorsun.  Herkes ziraatle uğraşıyor.”

Buradan Çanakkale’ye yürüyerek gitmişler

“Bizimkiler bahçeyi yapmaya başlıyorlar. Rahmetli dedem de dikenli tellerle bahçeyi çevirmek istiyor hayvan girmesin diye. Telleri kaldırıp ata yüklerken bağırsak düğümlenmesi oluyor. Atla hastaneye gidecekken yolda ölüyor. Dede ölünce, babam annesiyle yalnız kalıyor. Kendini yetiştirmek istiyor. 18 yaşında bakkal dükkanında çalışmaya başlıyor. Askere gidiyor. Ama annesi de kısa süre sonra vefat ediyor. Tek başına kalıyor. Amcamların yanında yetiştiriyor kendini. Alman harbini falan anlatırdı. Buradan Çanakkale’ye yürüyerek gitmişler. Askerlik bitince Kemerburgaz’a geliyor ve bakkal dükkanında satabilmek için 15 teneke turşu yapıyor.”

15 teneke turşu ile başlıyor turşuculuk mesleği

“Turşuculuğa başlama hikayenizi dinlemek isteriz” diyoruz Halit Abi’ye. O da başlıyor keyifle anlatmaya.

“Yıl 1948. Rahmetli babam Hacı Salih Demir zor şartlarda bakkal dükkanı işletiyor.  Alım gücü yok. Bir keresinde 15 teneke turşu kalıyor elinde . Satamıyor, çünkü turşu lüks. Herkesin evinde fakirlik var, para verilip turşu alınmaz. O zamanlar buradan Eminönü’ne at arabası gidip geliyor.   Bir tüccara rica ediyor. Diyor ki: ‘bende 15 teneke turşu kaldı, bana yardımcı olur musun?’ O da ‘buyur getir, bir bakalım’ diyor. Getiriyor ve çok beğeniliyor. Malum, kökende macırlık var. Suyumuz güzel, Kemerburgaz’ın her tarafı su. Bahçeler, topraklar bereketli. Yapılan turşu çok tutuluyor. Tutulunca “aman daha fazla yap” diyorlar. Yapsın ama hacı babamda sermaye yok.  Sermaye veriyor bu sefer tüccar.  ‘Sen bu işi yeter ki yap” diyor.

Garibanlık vardı teneke lehimlemeye oturuyorduk

“Ben doğmadan 5 sene önce başlamışlar. İlkokul çocuğuyum o zamanlar. Çok zor şartlardı. Tenekeler falan yoktu, sonradan fıçıları kullanmaya başladık. Fıçılarla çok rahatladık. İlkokuldan geliyorum.  İş kıyafetimi giyip tenekelerin önüne oturdum, başlıyordum lehimlemeye.  Kıtlık var garibanlık var.  Babam rahmetli yanıma çekiyordu tenekeyi. Gücüm yetmiyordu tenekeyi kaldırmaya, ilkokul çocuğuydum.  O getiriyor ben lehimliyorum çarçabuk. Bu şekilde çeşit zenginliği başladı. İlk önce lahana, biber, salata, domatesle başladık. Şu an 50-60 çeşidimiz var. Ben  de kendimi geliştirerek bu işe el koydum ve devam ediyorum.  Allah razı olsun hacı babamızdan böyle bir mesleği yaptı. 1994 senesinde rahmetli hacı babamı emekli ettik. Bu arada tabii benim de beş tane çocuğum oldu. Hepsini okuttum ama aynı zamanda turşuculuk mesleğini en ince detaylarına öğrettim onlara. Hatta şu an kendilerine ait meslekleri olmalarına rağmen yardıma gelirler. Hep beraber çalışıyoruz.”

Eski tat nispeten azaldı

“Müşterilerimiz hep bize soruyor, eski tat azaldı diye. Evet, eski tat nispeten azaldı. Neden azaldı? Eskiden çok affedersiniz hayvan gübresinde ekin yapılırdı. Doğaldı her şey, sular çok güzeldi.  Gittikçe suni gübreler, mahsul değişti, sular değişti. Onun için her şeyin tadı da değişti. Eskiler kalmadı. Malum Türkiye’nin değil, dünyanın sorunu bu sanayileşme.”

Her şeyin turşusu kurulur, insanın hariç

Halit Abinin dükkanında ilgimizi çeken turşular bulunuyor. Bu çeşitlilik bizi şaşırtıyor.  Çilek, muz ve yumurta ise en çok dikkatimizi çekenler. Kendisine nelerin turşusunun yapılabileceğini soruyoruz.

“Her şeyin turşusu kurulur. Meyve olsun, sebze olsun. İnsanın hariç. Olgunlaşmamış haliyle kurulur. İyi bir turşu doğal suyla olur. Cam kavanoza kurulursa daha iyi olur. Sirke katmıyoruz çünkü doğal sirke kalmadı. Doğal sirke bulursanız olur tabii. Gelen müşterilerim genelde bana şunu sorar  ‘limon mu, sirke mi?’ Ne limon, ne sirke. Biz sevgimizi katıyoruz. Ama bazı turşular vardır, limonlu olması gerekir. Bazı turşular vardır, sirkeli olması gerekir. Mesela pancar turşusunun sirkeli olması gerekir. En güzel lezzeti o verir.”

63 yaşındayım, 68 yıldır turşucuyuz burada

“Dile kolay 63 yaşındayım, 68 yıldır turşucuyuz burada. Ben ikinci kuşağım. Çocuklarım üçüncü kuşak. Üç kuşaktır bunu yapıyoruz. Aynı yerde, aynı işi yapıyoruz. Allah razı olsun hacı babam beni iyi eğitti. Güzel bir altın bilezik elde ettirdi.  Ben de çocuklarımı eğittim. Üç oğlum ve iki kızımla birlikte yapıyoruz. Onlardan da Allah razı olsun.”

Halit Abi ile olan sohbetimizi, bize sunduğu turşu ikramlarıyla sonlandırıyoruz. Olur da yolunuz Kemerburgaz’a düşerse, Halit Demir ve çocuklarına ait olan Tarihi Kemerburgaz Turşucusu’na uğramanızı tavsiye ederiz. Bir sonraki göç eden hayatlar durağında görüşmek üzere.


E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

INSTAGRAM
BİZİ TAKİP EDİN
Please Add Widget from here