Yüzüne karar kömür sürermiş

Sevgili okur,

Bugünkü görüşmemizi Özen Teyze ile gerçekleştireceğiz. Kendisinin Akatlar’daki evine misafir olarak gittiğimizde kapıyı bize çok kibar, asil ve çok güzel bir hanımefendi açtı. Sohbetimizin ne kadar keyifli geçeceğini hemen anladık.

Özen Teyze’nin hikayesini dinlemeye başladık.

“Annem, babam, ablam ve abim hepsi Selanik’te doğdu. Bir tek ben Türkiye’de dünyaya geldim. İkinci nesilim. Annem sekiz aylık hamileyken binmişler gemiye. Çok dalga ve stresten dolayı Haydarpaşa açıklarındayken doğum olmuş. Geminin doktorunun adı Recai’ymiş. “Adını Recai koyun” demiş doktor. Abimin adı nüfusta Ali Recai’dir. 60 küsur senedir İsveç’de yaşıyor, mimar. Şu an 93 yaşında. Annemle babam aslında İstanbul’a gelmek istiyorlarmış. Dedem istiareye yatırtmış bir hocayı. Hoca demiş ki ‘ben rüyamda İstanbul’da hep kara kömürlerle uğraştım.’ İkinci ihtimal de Samsun’a gitmekmiş. Hoca ‘Samsun’da da bir inek nesli yeşil çimenlikte otluyordu. Orası size daha hayırlı’ demiş. Bu hocanın lafı üzerine Samsuna gitmişler.”

Bizimkiler biraz şanslıymış.

“7 Mart’ta Samsun’a doğru yola çıkmışlar. Gemi önce İstanbul’a uğramış, oradan da Samsun’a. Samsun’da misafirhanede ağırlanmışlar. Bu misafirhane şu anda Samsun Gazi Kütüphanesi. Bu isim sonradan verilmiş. Mübadele olmadan önce orası otelmiş, Mantika Palas. İki tane Mantika Palas varmış. Biri Cumhuriyet Meydanı’nda. Hala duruyor orası, diğeri de Gazi Kütüphanesi olan yer. Atatürk de orada kalmış. Neyse, Selanik’teki mallarına karşılık bizimkilere iki ev vermişler. Şanslılarmış. Dedemin hanı varmış işlettiği. Ona karşılık Samsun’da bir otel vermişler. Hem işyeri, hem iki tane ev. Çok zahmet çekmemişler fakat annem illa ‘toprağım’ diye orayı, yani Selanik’i istiyordu.”

Nasıl gelin gittiğini annem anlatırdı.

“Ben oralara ata toprağı olarak bakıyorum. Kavala’ya gittim birçok kez. Son gittiğimizde annemlerin evini bulmak için erkenden otelden yola çıktık. Evleri, Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın heykelinin olduğu yerdeymiş. Tam yerini bulamadık, annem de unutmuş tabii. Zannediyorum ki ev olduğu gibi duruyor. Çünkü o bölgede herhangi bir değişiklik yok. Annem gemileri görürmüş evden dürbünle. Annemlerin evi içeri mahallede yani kalenin alt tarafında, babamların evi ise dışarı mahalledeymiş. Annem oraya gelin gitmiş. Bir tek araba varmış. O arabayla annemi gelin almaya gitmişler. Nasıl gelin gittiğini anlatırdı hep.”

Dolapların içine saklanırmış annemler.

“Yunan ve Balkan Savaşlarında top atışları çok olurmuş. Dolapların içine saklanırmış annemler. Anneannemin 5 çocuğu varmış, bir tane de engelli görümcesi varmış. Her şeyden annemin annesi sorumluymuş. Paraları varmış ama yiyecek bulamıyorlarmış. Öyle açlık çekmişler. Gece anneannem çarşaf giyermiş. Yüzüne de kara kömür sürermiş genç olduğu belli olmasın diye. Tecavüz olayları varmış çünkü. Gece karanlığında yürüyerek yakın köylere gidermiş. Parayla buğday mısır alırmış. Hatta mısırın koçanını öğütüp ekmek yaparlarmış. Paraları var ama hiçbir şeyleri yok. Annem çok çekmiş.”

Annem 100 yaşında bile gazete okuyordu.

“Dedemin oteli varmış. Babam idadi rüştiyede görevliymiş. Liseden sonra okuyamamış. Annem ilkokul üçüncü sınıftan sonra ayrılmak zorunda kalmış. Kız çocuklarını okutmuyorlarmış. Babam Fransızca okuduğu için Latin harflerini biliyordu ama annem Samsun’a geldikten sonra Atatürk’ün açtığı okuma yazma kursunda dili öğrenmiş. Annem çok akıllıydı. 100 yaşındayken bile gazete okuyordu.”

Özen Teyze’ye paylaşımlarından dolayı çok teşekkür ediyoruz. Bir sonraki göç eden hayat durağında görüşmek üzere.


E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

INSTAGRAM
BİZİ TAKİP EDİN
Please Add Widget from here